ÇOCUKLARIMIZIN EĞİTİMLERİ ÜZERİNE (Jean Jacques Rousseau) ANALİZ

HER ŞEY ASLINDA İYİ OLARAK YARATILIR

Rousseau “yaratıcının elinden çıkan her şey iyidir” demesi etkileyici (1762,s.3)  Çocuklar da yaratılışlarında masum ve iyidirler.”Ancak insan ne canlıların ne de eşyanın ilk haliyle kalmasına izin vermez” (a.g.e,s.3). Çocuğa  uyguladığımız yanlış eğitim modelleri,olumsuz çevre koşulları, sergilediğimiz yanlış veya en azından olumsuz davranışlar çocuğu etkileyecektir.

“Çocukları, yeteneklerini ortaya  çıkarmaları  olmak istedikleri şeyi olmaları için özgür bırakmalıyız. Biz onlara hakim, asker ya da din adamı olmalarını değil yaşamayı öğretebiliriz ve onlar bir meslek sahibi olmadan önce insan olmalılar”(a.g.e.,s.5)

Rousseau göre de çocuklarımıza ilk öğretmemiz gereken insan olmaktır. Onları bir meslek sahibi olarak yetiştirmeden önce iyi ve güzel davranışlar aşılamalı böylece iyi bir insan olmasını sağlamalıyız. Zamanı geldiğinde ise bırakalım çocuk kendi istediği ,  mutlu olduğu bir mesleği seçsin ve kararlarını özgürce verebilsin.

KUNDAK BEBEĞİN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ SINIRLAR

Çocuk doğunca kol ve bacaklarını rahatça hareket ettirme özgürlüğüne kavuşur ama biz hemen bu özgürlüğü elinden alıp çocuğun elini kolunu bağlayıp kundağa sokarız. Çocuk  hareket etmesine imkan tanınmayacak bir şekilde sarmalanmış ve artık bir kötürümden farksızdır.Bunları yaptıktan sonra da çocuğun ağlamayıp akıllı durmasını bekleriz.Peki ya aynı durumda biz olsaydık ne hissederdik? Bırakalım çocuklar ellerini bacaklarını rahatça hareket ettirsinler   zaten hareketsiz kalmanın çocuğu da olumsuz etkileyeceğini düşünüyorum.

Yürümeyi öğrenen çocuğun merak duygusu da kamçılanır.Rousseau göre ev  kocaman bir dünyadır ve  keşfedilmesi gerekir; bu yüzden çocuklar sürekli çekmece dolap gibi yerleri karıştırmaya başlar.Bu dönemde sadece çocuğa zarar verecek eşyaları kaldırıp onlara dokunmasını engelleyelim, diğer nesnelere dokunmasında onları incelemesinde bir sakınca yoktur.Böylece çocukta sert,yumuşak,ağır,hafif gibi kavramlar gelişecek ayrıca kendisinden başka cisimlerin de var olduğunu öğrenecektir.Henüz yürüyemeyen bir çocuk ise elini bir şeye dokunmak ister gibi uzattığı görülür.O nesne aslında uzaktadır ama çocuğun mesafe duygusu gelişmediği için onu yakında zanneder ve elini uzatıp onu almaya çalışır.Böyle bir durumda anne babalar o nesneyi alıp çocuğun önüne koyarlar bu yanlış bir davranıştır; çünkü çocuğu hem tembelliğe iter hem de mesafe duygusunun gelişmesini önlemiş olur.Çocuğun o nesneye emekleyerek gitmesine yardımcı olabiliriz böylece hem istediği nesneye ulaşmak için çaba harcar hem de mesafe kavramı gelişmiş olur.

“Oyun ve oyuncak çocuk için bir ihtiyaçtır;ancak çocuklar çok büyük paralar sarf ederek alınan oyuncaklara ihtiyaç duymazlar.İlgilerini çeken,parlak ve canlı renkteki tüm nesneler onların gözünde oyuncaktır”(a.g.e,s.17) Rousseau’nun bu görüşü çok etkileyici.Çocukta zaten pahalı-ucuz kavramı gelişmediği için bir oyuncağın pahalı olmasından çok ilgi çekmesi önemlidir.Çocuklar için basit bir eşya bile onların en sevdiği oyuncağı olabilir.Üstelik önlerine çok sayıda oyuncak koymaya da gerek yoktur.Eğer önüne birçok  oyuncak koyarsak çocuk onlarla oynayıp sıkılacak ve ertesi gün başka oyuncaklar isteyecektir.Çocuğa her seferinde bir tane oyuncak vermeli ve onunla yeterince oynadığında önüne bir diğerini koymalıyız anlayışının gelişmesi gerekmektedir.

Anne babaların birçoğu çocukların istedikleri her şeyi “ben yokluk çektim,çocuğum rahat yaşasın” düşüncesiyle onların önüne koyuyorlar.Bu kendi içine çelişkili ve yanlış bir davranıştır.Bugün çocuğumuzun her isteğini yerine getirelim peki ya yarın  neler  olabileceğini  hayal edelim? Çocuk isteği olmadığı zaman hırçınlaşacaktır; çünkü her istediğini elde etmeye alışmıştır. İstedikleri olmadığında sevilmediğini, değer görmediğini veya haksızlığa uğradığını düşünecektir.  Ancak Rousseau çocuğun her istediğine de hayır diyelim demiyor. Sadece çocuğun makul istekleri yerine getirilmelidir ve yaratma, üretme ve geliştirme kültürünün çocuğa verilmesini vurguluyor.

BEBEĞİ SUSTURMAK İÇİN PIŞPIŞLAMAYIN

Vücudu ve kolları serbest bırakılan bir çocuk, kundak çocuğundan daha az ağlar. Ağlamak bebekler için de anneler için de bir iyiliktir;çünkü bu sebeple bebekler ihtiyaçlarını bildirmiş, annelerde bebeklerin ihtiyaçlarını gidermiş oluyorlar.Ancak bebekler ihtiyaçları giderildiği halde ağlamaya devam ediyorlarsa alıp ayağımızda sallamaktan veya pışpışlamaktan kaçınmalıyız.Çünkü bebekler büyükleri nasıl kontrol edeceklerini hemen kavrayabilirler.Çocuk ağladığında hemen kucağımıza ya da ayağımıza alıp sallarsak çocuk bunu alışkanlık haline getirir ve kucağa alınmak için tek yapması gerekenin ağlamak olduğunu kavrar.Susmaları  için ödüllendirilen çocuklar ağlamayı hep bir silah olarak görürler.

“Vücudu sarmalanmamış, sağlıklı ve kendisinden hiçbir şey esirgenmeyen bir çocuğun uzun uzadıya gözyaşları dökmesi ya inat yüzündendir ya da bu şekilde ağlamayı alışkanlık haline getirmesindendir.Ancak bu çocuklar genellikle bugün susması için rüşvet verilen;ama yarın daha çok ağlayan çocuklardır.”(a.g.e, s.19)

Çocuğu böyle bir alışkanlıktan vazgeçirmenin yolu ona dikkat etmemektir. Onlar bir şeyi isterken inatçılardır; ancak sizde inattan daha fazla kararlılık görürlerse vazgeçeceklerdir. Ebeveynin görevi sadece bebeği yaşatmak değil,doğru ve huzurlu bir eğitim ortamı da oluşturmaktır.

İNSAN ACIYI DA BİLMELİ

Çocuklar yürümeye başladıklarında sürekli düşerken onu tutmak için etrafında oluyoruz. Bu şekilde davranarak çocuğumuzun en ufak bir yarada korkmasını ve tecrübesiz olmasını sağlıyoruz.Bırakalım çocuk düşmeyi ve yeniden kalkmayı da öğrensin.Çocuk yürümeye başladığında onu eve hapsetmek yerine temiz hava alabileceği kırlara götürelim ve orada özgürce koşmasına,toprakla oynamasına izin verelim ,böylece doğayı da keşfetmiş olurlar.Eminim ki şehir havasından ziyade kır havası çocuğa daha iyi gelecektir. Bu anlamda Rousseau,  aileyle toplum, toplumla da devlet anlayışını vurgulamıştır. Sadece şehirleşmiş veya büyük binalardan oluşan yaşam alanlarının zararlarına ve çelişkilerine de değinmiştir.

ÖLÜM GERÇEKTEN KÖTÜ MÜDÜR?

Rousseau; “Hep bir şeylerin peşinde koşarken ömrümüzü tükettiğimizin farkına varmayız.Hem hayatımızın kıymetini bilmiyor hem de kaçınılması imkansız olan ölümden korkuyoruz” (a.g.e.,s.37)diyor.

Seneca;”Fanilerin çoğu ,yaratıcının kendilerini kısa bir zaman için dünyaya göndermesini hazin bulur.Fakat hiç düşünmezler ki,bu kısacık zamanın çoğunu yok eden de kendileridir.Eğer ömrümüzü iyi kullanabilirsek hayatımız uzar;halbuki biz hayatımızı çabuk tüketiyor ve halimizden şikayet ediyoruz.”

Hem Rousseau’nun hem de Seneca’nın düşüncelerine katılmamak neredeyse mantıksız veya anlamsızdır. Bazen bir şeylerin peşinde koşarken asıl yapmak istediklerimizi unutuyor ya da sürekli erteliyoruz. Yaşamı unutuyor veya hızlandırılmış modern yaşamda kendimizi modern bir hapishaneye yerleştirip, hiç sorgulamadığımız yaşamın içerisinde gündüz uyuyan bireylerden birisi oluyoruz.Halbuki sınırlı bir vaktimiz olduğunu bilip hayatımızın kıymetini bilmeli mutlu olacağımız şeyleri yapmalıyız. Rousseau hayallerimizin peşinde koşan huzurlu ve sorgulayan bir birey olmamızı istiyor. Belki de Rousseau yürüyen zombi olma demekle, sorgulayan(düşünmeyi düşünen ve bunu nasıl düşüneceğini bilen) ruh veya ruhunu arayan bir birey olmanın hayalini kuruyor. Unutmamalıyız ki  en çok yaşayan insan en çok yıl saymış olan değil, hayatı en çok hissetmiş olandır.

ÇOCUKLARIN HAREKETLERİNE KARIŞILMAMALI

Rousseau’ya göre çocukların davranışlarına sürekli karışmamalıyız.Çocuklar robot değillerdir. Onlara sürekli ’böyle yapma’, ‘şöyle davranma’ gibi cümleler kurarsak çocuklar belli bir süre sonra sıkılacak ve bizi dinlememeye başlayacaklardır.Eminim  ki bize de sürekli birileri ne yapacağımızı söylese bizde bir süre sonra sıkılırdık.Sürekli çocuklara böyle cümleler kurmaktansa önlerine bazı engeller çıkarabiliriz.Yapmaması gereken bir şeyi yaptıklarında ise bu hareketlerinden meydana gelen olumsuz sonuçlarla çocuğu baş başa bırakmalıyız ki çocuk bu hatasından ders çıkarıp ,böylece hatalı davrandığını anlayacak ve bir daha bu davranışını tekrarlamayacaktır. Rousseau bu görüşüyle akıllı bir eğitim anlayışı getirmeyi amaçlıyor. Toplum olmayı bilen bir toplum oluşturmak için önce aile olmayı bilen bireyler yetiştirmemiz gerektiğini savunuyor.Kendisini kopyalayan değil , kendi gelenekçi anlayışını sorgulayan ve gelenekçi yapısıyla gelişen bir toplum olmayı vurguluyor.

ÇOCUKLAR BİR ŞEYİ AĞLAYARAK ELDE ETMEMELİ

Çocuklar bazı isteklerini yaptıramadıklarında hemen ağlamaya başlarlar ve ağlayarak isteklerini yaptırabileceklerini sanırlar. Çocuk eğer ihtiyaç duyduğu için bizden bir şey rica ederse yapmalıyız,fakat sırf ağladığı için evet dersek çocuk ağlayarak her istediğini yaptırabileceğini fark eder ve istediği bir şey olmadığında hemen ağlamaya başlar.Çocuğu sık sık reddetmekte iyi bir şey değildir.Eğer çocuğun istediği makul bir istekse yerine getirebiliriz;ancak çocuğun istediğine önce ‘evet’ deyip sonra vazgeçersek  çocuğu hayal kırıklığına uğratmış ve onun bize olan güvenini de sarsmış oluruz.Rousseau diyor ki “çocuğu sık sık reddetmeyin;ama reddettiğiniz zaman da sözünüzden kesinlikle dönmeyin”(a.g.e.s.41) Çok anlamlı ve manidar bir alıntı. Aileyi çocukla birleştirmeye çalışan bir dönüşüm, hem çocuk eğitilmeli hem de ailenin çocukla beraber öğrenmeyi öğrenmeli vurgusu yapılmaktadır .

ÇOCUKLARLA NASIL İLGİLENECEKSİNİZ?

Çocuklara onları sevdiğimizi hissettirmemiz gerekir. Çocuklar onları sevdiğimizi hissedince eminim onlarda bizi sevecektir.Çocuklar tarafından sevilmek için avuç dolusu para saçmamıza gerek yoktur.Zaten parayla bir kişinin bir başkasını  gerçekten sevdiğine inanmak bir yanılgıdır. Sadece yanımızda seviyormuş gibi görünen insanlar olduğu anlayışını doğuracaktır.Bu da bencil veya ben merkezli bir toplumsal anlayıştır. Çocukların sadece maddi ihtiyaçlarını karşılayarak annelik ya da babalı görevini yerine getirmiş olmayız.Kesemiz kadar kalbimizi de açmalıyız, onları sevdiğimizi, bizim için önemli olduklarını onlara hissettirmeliyiz.Bunu yapmak için de pahalı hediyelere ihtiyaç yoktur.Ona sarılmamız,öpmemiz, çocuğa sunacağımız içten bir gülümseme bile çocuk için hiçbir paranın satın alamayacağı kadar değerlidir.Her akşam eve gelirken çocuğa hediye getirirsek çocuk biz eve geldiğimizde yüzümüze değil elimize, ona aldığımız hediyeye bakacaktır.Her akşam ona hediye alıp sürpriz olayının sıradanlaşmaması için arada bir alın.Bu çocuğa sürpriz olacağı için onu daha mutlu edecektir.Rousseau’ya göre bir aile olma anlayışı  mutlu veya en azından  huzurlu bir aileyle mümkündür. Bu maddiyatın maneviyatını düşündüren bir düşüncedir. Modern toplumlar da yeni ve içinden çıkılamayan bir çelişki; özgür, gelişmiş veya zengin ama mutsuz ya da en azından huzursuz toplumlar …

ADALET VE DOĞURDUĞU İKİ HİS

“Çocuklara cezaları ‘ceza’ olarak uygulamayın”(a.g.e,s.67) Çocuklar yanlış bir davranış veya söz söylediğinde bu cezalar sanki yaptığı hareketin doğal bir sonucuymuş gibi hemen ardından gelmeli ki çocuk yaptığı hareketin yanlış olduğunu anlasın.Bu cezalar iki üç gün sonra gelirse çocuk neden ceza aldığını bile anlamayacaktır.

Çocukların yalanları anne-babalarının ve öğretmenlerin eseridir. Çocuklara baskı yapmak, korkutmak ; çocuğu azarlanmak ve ceza almak korkusuyla yalana ve hileye sevk edecektir. Doğallığı ve özgürlüğü esas alan bir eğitim sisteminde çocuk niçin yalan söylemek zorunda kalsın ki?Özgürce yetiştirilen çocuk,yapacağı itiraflardan dolayı zarar görmeyeceğini bildiği için yaptıklarını açıkça söylemekten çekinmez. Doğruyu söylemek kolaydır, yalan söylemek ise kendi içinde çelişkili ve zor bir iştir.Yalan söyleyen bir insanın kendi içinde yaşadığı yalancı olma çelişkisi psikolojik ve sosyal sorunlar yaratacağından toplumu da derinden etkileyecektir.Yalancı bireyler yetiştiren toplum kendi içinde mutsuz ve huzursuz olacaktır.

Mesela, çocuklar iyiyi de kötüyü de taklit yoluyla öğrenirler.Biz çocuğun yanında yalan söyleyip sonra da yalan söylemek kötüdür dersek çocuk söylediğimizi değil yaptığımızı örnek alacaktır.Bu yüzden çocuğu iyi davranışlara özendirip kötü davranışlardan uzak tutmak istiyorsak önce kendimiz çocuğa örnek olacak davranışlar sergilemeli ve örnek bir hayat yaşamalıyız.Böylece çocuklar bizi örnek alacağından doğruluk ve dürüstlük üzerine inşa edilmiş bir hayat yaşayacaklardır. Bu kendi içerisinde çok çelişkili bir yapıdır.Rousseau, nasıl olur da yalancı bir toplumun parçası olan ebeveynler kendi çocuklarına doğru olanı söyleyecekler der.Bu aslında çok karmaşık ve kendisiyle zıtlaşan bir çelişkidir. Rousseau bu çelişkinin ancak eğitimle yenilebileceğini söyler.Bunun için de çocuklardan önce aileyi eğitmek gerektiğini savunur. Kendi toplumunun yanlışını öğrenen bir aile çocuğu üzerinde o yanlışları uygulamayacaktır.Örnek olarak günümüzde birçok ailenin çocuklarının yanında sigara içmemelerini gösterebiliriz.

ÇOCUKLARIN GİYİMİ

Rousseau’nun dediği gibi çocuklara yaşlarına uygun olmayan kıyafetler giydirerek onları vaktinden evvel kadın veya erkek gibi olmalarını sağlamaya karşıyım.Bırakalım çocuklar çocuk gibi giyinsinler.Sırf moda uğruna çocuklara süslü ve yaşına uygun olmayan kıyafetlerle küçük adam veya küçük kadın gibi giydirmek yerine  kendi yaşlarına uygun,rahat hareket edebilecekleri kıyafetleri tercih edelim.Bana göre çocuklara çok lüks kıyafetler giydirip de lükse alıştırmaya gerek yok.Çocuklara “iyi elbisesi olmayan insan bir hiçtir.Sizin kıymetiniz de elbiselerinizedir”(a.g.e,s.93) gibi bir fikir aşılamanın  lüzumu yoktur.

Çocuk hareket halindeyken,onu terletmeyecek, bol ve ferah giysiler giymeli, istirahat halindeyken de vücudu yeterince çalışıp ısınamayacağı için sıcak tutan kıyafetler tercih edilmeli.Her zaman mevsime uygun giyinmek de önemlidir.Bazen de çocukları üşüyecekleri korkusuyla çok sıkı giydiriyoruz ve vücudu bir süre sonra kendi ısı ayarını yapamayacak hale geliyor ve en ufak bir hava değişikliğinde hasta oluyorlar.

Rousseau’nun görüşü  çocukların çocuk, yetişkinlerin yetişkin gibi olmasıdır.Günümüz sorunları da burada başlıyor aslında; çocuklar çocukluğunu yaşayamadan yetişkin yapılmak isteniyor. Belki de bu yüzdendir çocuklara yetişkinlere ait çocuk hediyeleri almak, aile bu davranışıyla bir nevi çocuğa değil kendine hediye alıyor.

DUYULARIMIZI GELİŞTİRMELİYİZ

Bir çocuk bir adamdan ne kadar küçükse, kuvvet ve muhakeme yönünden de o kadar zayıftır; ama beş duyusunu tıpkı bir yetişkin gibi kullanabilir çünkü ilk oluşan ve olgunlaşan melekemiz beş duyudur. Bu duyu organlarımızı geliştirebiliriz. Dikkat edersek görme yetisini yitirmiş insanların diğer duyuları daha gelişmiştir.Gözleri onlara rehberlik edemediği için daha iyi işitirler,dokunma duyuları daha hassastır.Bizde duyularımızı geliştirmek için karanlık bir odada dokunarak nesneleri tanımaya çalışalım ya da sadece çevremizdeki seslere odaklanalım.Böylece hem duyularımızı geliştirmiş hem de hayatın bize ne getireceği belli olmadığı için hayatın getirilerine karşı hazırlıklı olmuş oluruz.Ayrıca çocuklarımızla böyle küçük oyunlar oynayabilir onların empati yeteneğini de geliştirmiş oluruz böylece göremeyen veya duyamayan insanların yaşadıklarını daha iyi anlamış olurlar.”Güneş ışık verdiği müddetçe görebilenler avantajlıdır;ama karanlıkta rehberimiz körlerdir”(a.g.e,s.99).

Rousseau kendisini sürekli geliştiren toplum ve bireylerden bahsetmiş. Bir süper insan çıkarma hayali var; belki de bu yüzdendir Nietzsche’nin Rousseau hayranlığı…

GECENİN SÜPRİZLERİ HAKKINDA

Geceleyin tanımadığımız yerlerde , karanlıklar içinde, mesafe ve nesneler hakkında fikir yürütemeyeceğimiz bir duruma düştüğümüzde etrafımızda gördüklerimiz hakkında derhal yanlış hüküm veririz.Belki de hemen hemen bütün insanlar için gecelerin korkutucu olmasının nedeni budur.İnsanoğlu geceleri daha bir romantik  ve duygusal, gündüzleri de faydacı veya pragmatistir.

Çocuğunuz gece odasında yatarken masanın üzerindeki bir nesneyi başka bir şeye benzetir ve korkarsa ışığı yakın ve onun gerçekte ne olduğunu görmesini sağlayın.Böylece hiçbir şey olmadığı ve yanıldığını anlayacaktır.Hayatın kendi içerisinde çelişkiler ve yanılgılar vardır.Gecelerin verdiği mistik huzur ve dehşet çelişkisi; bakış açımızın provakatif bir çerçevede değişmesi veya erimesi…

ÇOCUKLARA İNSANLARI SEVMEYİ ÖĞRETİN

Çocuklarımıza kıskançlık,kin gibi duyguları öğretmektense  onlara sevgi kavramını öğretmeliyiz.Onların yanında insanlardan daima iyilikle ve güzellikle bahsedelim.İnsanı aşağı görecek  sözlerden kaçınalım.Unutmayalım ki insan asla insanı aşağılayamaz.

Aşk, sevgi ve dostluk parayla satın alınamaz.Eğer bir ilişkinin içinde para varsa orada sevgi ,bağlılık gibi duygular aranmamalı.İnsanların en sevimlisi bile olsanız sevilmek için para veren bir adam ömür boyu sevilmez.İki insan arasındaki ilişki de paradan değil sevgi,saygı gibi duygulardan söz edilmeli.

Daima iyilik yapma suretiyle iyiliksever olunur.İyi bir insan olmak için bundan daha güvenilir bir çare yoktur.Çocuğunuzu kendi seviyesine uygun iyi işlerle uğraştırarak onu iyiliğe alıştırabiliriz.Bunu yaparken de önce kendimizin çocuğa örnek olması lazım.

Rousseau’ya göre iyilik ancak iyi olmakla mümkündür.İyi olmayı başarabilen bireyler gelecekte iyi olmayı başaran bir toplum yaratacaktır;bunun içinde en önemli husus devlet ve eğitimdir.Huzurlu ve mutlu bir toplum ancak iyi bir eğitimle mümkündür.Bu da kendi içinde birçok sorun ve problem barındırır;çünkü Rousseau’nun vurguladığı gibi hayatı 1000 sayfaya veya milyonlarca kitaba sığdıramayız, sadece kendi içinde provakatif  bir şekilde sorgulayarak yaşarız.

Rousseau’ya göre kendini bilen bireyler toplum olmayı bilen bir toplum yaratacaktır.

Burada unutulmaması gereken, Rousseau’nun amacı provakasyon yapmaktır; insanların onun düşüncelerinden yola çıkarak kendi doğrularına veya yanlışlarına ulaşmasını sağlamaya çalışan 17. yüzyılın en iyi felsefecilerinden biridir Rousseau.

KAYNAKÇA

ROUSSEAU,J.J.EMİLE

YA DA EĞİTİM ÜZERİNE.YASON YAYINLARI

YAZAR: 

HAYRİYE YAZICI

RECEP TAYYİP ERDOĞAN ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLGİLER ÖĞRETMENLİĞİ 1\B